İsimsiz Hikayeler: Hediye Bölüm 1
“ Aslında her şey onu fark edip önemsemediğim zaman başladı. Bana çok önceden bir işaret gönderiyordu ama ben görmezden gelip hayatıma devam ediyordum. Taa ki ona bunu vermeyi düşündüğüm gün başıma bu durum gelene kadar…”
“Hadi ama dostum yine mi burdasın, hala anlamadın mı? İstediğin kadar deneyebilirsin lakin senin onların gözünün içine baksan bile yanında olduklarını bilmiyorlar neden mi? Çünkü seni görmüyorlar bile,”
“Elbet bir gün beni birisi görecek buna inanıyorum sadece zamanın gelmesini bekliyorum o kadar.”
“Hiç vazgeçmeyeceksin değil mi?” Dedikten sonra bakışlarım ona gerek cevabı vermişti. Yerimden kalkıp bir sonraki zaman yine deneyecektim. Sakin adımlarlar yürürken gölgesinde oturduğum ağaca yürürken en son karşısına oturduğum insanla her zaman yaptığım konuşmayı düşünüyordum. Nerde hata yapmıştım? Masada yanlarına oturduğum an konuşmaya başlıyordum ve birine ulaşamadan kayboluyorlardı. Zamanın kısa olduğunu o an anlamıştım ve cümlelerimi kısa tutmaya , karşımdaki insana ulaşabilmek için gözünün içine bakarak konuşmaya çalışıyordum ve her defasında yine başarısız oluyordum. Daha önceleri böyle bir durum ile karşılaşmış olsaydım hemen pes eder neden olmadığına isyan ederdim ama şimdi sebebini, neden olmadığını, ne zaman olacağını bilmiyorum burada neden olduğunu bilmediğim gibi sadece gitmen gereken yere gitmeden önce ona vermek istediğim hediyeyi iletişim kurabileceğim biri tarafından verilmesini istiyorum. Hediye ona ulaştıktan sonra ait olduğum yere gönül rahatlığıyla gidebilirim.
Şuan bulunduğun yerde bir zaman kavramı yok. Aynı döngü içerisindeyim.Karşımda bir tane kahve dükkanı ve dükkanın dışında bir masa ve dört tane sandalye var belli aralıklarla orada oturan insan yada insanlar oturduğunu gördüğümde hemen boş olan sandalyeye oturup konuşmaya başlıyorum, konuşurken beni görmediklerinden eminim konuşurken gözlerinin içine bakıyorum boşluğa bakıyorlar sadece o an anlıyorum beni görmediklerini bazen de sesimi duyduklarını sanıyordum. Kahve dükkanın tam karşısındaki ağacın gölgesinde oturup bekliyorum. Yoldan geçen insanlar ise çok hızlı kaybolduklarından onlarla iletişime geçme ihtimali hiç yok.
Ağacın gölgesinde oturduğumda kaybolan insanlara, etrafıma bakarken düşünüyorum. Nefes aldığım her anın kıymetini onu kaybettikten sonra olduğunu anlamak ve geri dönüşü olmayan bir yerde bulunmak insanın nefes aldığı anlarda aslında aklının hep bir köşesinde olması gerektiğini kaybettikten sonra bilmek insanoğlunun nefes aldığı süre yaşadığı en insani durumdur diyebilirim. İnatçı ve hırslı bir yapım var kafama koyduğum bir şeyi illaki bir şekilde yaparım. Burada olmanın sebebini bu huyuma bağlıyorum. Asosyal hayatıma fazla insan katmayan izole yaşayan biriydim. Bir beklentim olduğunu düşünmüyordum. Kendi kabuğumda sakince yaşarken biri bir gün o kabuğu kırıp beni oradan çıkardı. İşte o zamanlar her şey değişmeye başlamıştı. Çok farklı bir insana dönüştüğümü günden güne anlıyordum. Daha önce de nefes alıyordum ama o hayatıma girdiği anda çok değişmiştim. Kabuğumdan çıkan ben önceki halimden tamamiyle farklı bir kişiliğe bürünmüştüm. Asıl olman gereken insan aynada baktığım kişi miydi yoksa münzevi yaşayan kişi miydi sorgular olmuştum. Sonrasında ise her şeyi akışa bırakıp anı yaşamaya başladım.
Bir gün yine kendimi aynada sorgularken gördüğümde onu fark ettim. Ne zaman yerleşmişti oraya hiç farkında değildim. İşte o an yaşadığım her anı ne kadar önemsemediğimi fark etmem gerekirken çok üstünde durmayıp es geçmiştim. Hayatınıza giren bir insan size daha önce farkına varmadığınız anları yada yaşadığınız andaki farkında olduğunuz unutturabiliyor. Onunla gerçekten çok mutluydum. Mutlu olduğum hiç bir andan pişman değilim ve onunla daha çok vakit geçirmek isterdim. Dünyada nefes almayı bıraktığınız anda yapmak isteyipte yapamadıklarınız söyleyemedikleriniz sizinle birlikte son buluyor. Beni yavaşça öldüren hastalığımdan ona söz etmemiştim. Ne zaman bu dünyada nefes almayı bırakacağım gün beni ne zaman yakalacağını bilmediğimden ona olan tüm duygularımı anlattığım bir defter yazmaya karar vermiştim. Sadece bu defteri bitirmeme kadar süre ver diye kalbimden geçirmiştim. Son sayfayı yazdığım günün ertesi sabahı sanki hayatımın son gümüymüş gibi hissetmeme neden olmuştu. Onu gördüğümde her şeyin bittiğini anlamıştım.
Dünyada son nefesimi verirken hayatta kalacağıma dair bir umudum kalmamıştı ama kalbimden ona bu hediyeyi vermek istiyorum, ancak sen bana yardım edebilirsin geçirmiştim. Bilincimi kaybettiğimi düşünürken bir uykuya daldığımı anlayamamıştım. Uyandığımda kendimi bu ağacın gölgesinde buldum. Nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Etrafımda gördüğüm insanlara konuşma çalıştım. Beni görmüyor yada tam yakınına geldiğimde ise kayboluyorlardı. Bir döngü içersinde olduğumu anladım ama hala nerede olduğumu bilmiyordum. Nefes alıyordum sadece yemek yeme yada su içme ihtiyacı hissetmiyordum. Bir odanın içerisindeydim ve çıkış yolunu bulamıyordum. Ağacın gölgesinde oturup neler olduğunu kavramak için çevremi gözlemlemeye başladım. Böyle gözlemlediğim bir anda yanıma o geldi ve aklımı okumuş gibi:
“ Ne kadar şanslı olduğunu unutma!” Dediğinde onun gerçekten benim gibi biri olduğunu ilk başta anlamayıp konuşmaya başlamıştım ki eliyle bana sus işareti yapınca sadece dinlemem gerektiğini anladığım anda:
“Buraya gelme nedenini ne zaman öğrenirsin bilmiyorum. Sana sadece kalbinle gerçekten dilediğin son sözcüklerini gerçekleştirmen için sana bir şans verildi. İsteğini gerçekleştirdiğin anda buradan çıkıp asıl gitmem gereken yere gideceksin. “ dedikten sonra bir şey sormama fırsat vermeden yerinden kalkıp gitti. Onun peşinden gitmek istiyordum ama olduğum yerde kalakalmıştım. Kafamda düşünmeye başladığımda bazı durumları idrak etmeye başlamıştım. İlk önce nasıl bir yerde olduğumu anlamaya düşünmeye başladım. Bulunduğum yer hep gündüz vakti idi ve hiç gece olup uyku ihtiyacı hissetmiyordum. Karşımda bir kahve dükkanı vardı ve orada insanların oturduğunu görüyordum. Yanlarına yaklaştığımda ya kayboluyorlardı yada yakınlarına geldiğimde beni göremiyorlardı. İşte o zaman kendim için Araf gördüğüm insanlar içinde rüya aleminde olduğumu bu sebeple beni görüp duymadıklarını ve aniden ortadan kaybolduklarının sebebini anlıyordum. Bana bir şans verildiğini söylediğini idrak ettiğimde bunu nasıl kullanacağımı bilmiyor, boşlukta ne yapacağımı karar vermeye çalışıyordum.
ilk önce bulunduğum yeri gözlemlemeye başlamıştım. Dünyada nefes aldığım gibi burda yemek ve uyku ihtiyacı hissetmiyordum. Bulunduğum alann dışına çıkmaya çalıştığımda ise aynı yere döndüğümü fark etmiştim. Sadece beni görecek kişiyi bekliyor, kahve dükkanında gördüğüm her insanda beni görmesi için farklı taktikler üretiyordum. Bazen hemen konuşmaya başlıyordum bazende karşı sandalyesine oturup gözlerini içine bakarak merhaba deyip beni fark etmelerini bekliyordum. Arada bir beni yoklamadığını düşündüğüm biri vardı. Benim durumumda biri mi yoksa başka bir varlık mı onu kestiremiyordum. Belli zamanlarda yanına bana yapacağımı söyleyip gidiyordu. Kendisi ile konuşmaya çalıştığımda ise beni dinleyip ardına bakmadan gidiyordu. Bir gün nereye gittiğini merak edip arkasından takip etmeye başladığımda anlamadığım bir anda kayboldu. Çıldırmak üzereydim ve aklımda sadece hediyeyi ona nasıl ulaştırabileceğimi düşünmek vardı. Sonrası ise ne olursa olsun çünkü dünyada değildim ve ne olacağımı bilmiyordum. Vazgeçmek gibi bir niyetim yoktu, ağacın altında oturduğumda kendime kendime yaşadığım anı anlatmak bana bi yol göstereceğine inanıyordum. Karşımdaki kahve dükkanında oturan bir insan beni gördüğünde bana yardım edeceğini dair bir umut hep vardı ama ne zaman gerçekleşeceğini, gerçekleştiğinde nasıl olacağımı bilmiyordum.
kahve dükkanında oturan insanlar birden bire orada belirlediklerinde rüyada olduklarını bilmediklerinden oraya nasıl geldiklerini de anlamıyorlardı. Beni görmedikleri için yanlarına gidip yüzlerine baktığımda gördüğüm ifadeden bazen bu o kişinin olmadığına anlamaya başladığımda zamanın hala gelmediğine ve beklemem gerektiğini anlamıştım. Bekliyordum doğru zamanın gelmesini



Yorumlar
Yorum Gönder